SGK İDARİ PARA CEZALARINA KARŞI İTİRAZ VE DAVA YOLU

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile getirilmiş olan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya geç olarak yerine getirilmesi halinde, aynı Kanunun 102’nci maddesine istinaden ilgililere idari para cezası kesilmektedir. İdari para cezalarına karşı başvurulacak itiraz ve dava kanunyolları aynı Kanunun 102’nci maddesinde açıklanmaktadır. İdari para cezasının verilmesi, bu cezaların tahakkuk etmesi, bu cezalara karşı itiraz ve sonrasında dava yollarına dair açıklamalarımızı numaralandırmak suretiyle sırayla ifade etmek istiyoruz:
1. İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ ile tahakkuk eder. Bu halde yapılan tebligatın usule uygun yapılmış olması önem arzetmektedir. Usulsüz bir tebliğ ile tebliğ edilen idari para cezasının tahakkuk edeceğinden bahsedilemeyeceğinden bu cezanın itiraz veya dava yoluyla iptal edilmesi mümkün olacaktır.
2. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir.

İtirazın nasıl yapılması gerektiği konusunda 5510 sayılı Kanunda veya 12.5.2010 tarihli 27579 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemler Yönetmeliğinde herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Kesilen cezanın usule uygun olmadığı, kesilen cezanın hukuka uygun olmadığı, cezanın kesilmesine esas alınan denetmen tutanağı gibi belgelerin gerçeği yansıtmadığı gibi gerekçelerle itiraz dilekçesinin hazırlanması gerekmektedir. Dilekçe, Sosyal Güvenlik Kurumu’na veya ilgili Sosyal Güvenlik Merkezine hitaben yazılacaktır. Dilekçe kuruma elden verilebileceği gibi taahhütlü posta ile de gönderilmesi mümkündür. (SSİY m.113/5)

3. İtiraz takibi durdurur. Yani itirazla birlikte idari para cezasının tahsili ile ilgili herhangi bir işlem yapılmaz. Ancak itiraz hakkında olumsuz karar (itirazın reddi) verilmesi ile birlikte işlemler devam edecektir.

İdari para cezasına yapılan itirazlar, İdari Para Cezaları İtiraz Komisyonu tarafından incelenerek karara bağlanır. (SSİY m.113/1) İtirazlar, İdari Para Cezaları İtiraz Komisyonu tarafından en geç otuz gün içinde karara bağlanır. (SSİY m.113/5) İtirazın kabulü halinde idari para cezası kaldırılacak ve böylece süreç sona erecektir. Bu halde artık ödenmesi gereken bir ceza da olmayacağından, daha önce yapılmış olan bir ödemenin varlığı halinde, bu meblağın iadesi söz konusu olacaktır.  

4. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir.

Görüleceği üzere; 5510 sayılı Kanunun “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.” hükmünün aksine olarak, idari para cezalarında İdare Mahkemeleri görevli kılınmıştır. Kuruma yapılan itirazı reddedilen ilgililer, itirazın reddine dair Komisyon kararının kendilerine tebliğ edilmesi sonrasında 30 gün içerisinde İdare Mahkemesinde iptal davasını açmak zorundadır. Bu davanın açılmamış olması veya süresi geçtikten sonra dava açılması halinde idari para cezası da kesinleşecektir.

5. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Yani onbeş günlük süre içerisinde yüzde yirmibeş indirimli olarak idari para cezasının ödenmesi sonrasında itiraz ve dava yolunun kullanılmasına herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ödeme yapılmış olsa dahi, Kuruma yapılan itirazın kabul edilmesi veya Kuruma itirazın reddi sonrasında açılan davanın kabul edilmesi ile ödenen meblağın iadesi mümkün olacaktır.

6. Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Ancak idare mahkemesine açılan davada yürütmenin durdurulması da talep edilir ve bu talep mahkeme tarafından kabul edilerek “yürütmenin durdurulmasına” karar verilir ise idari para cezasının takip ve tahsili de duracak, ödenmiş ise ödenen meblağın iadesi de alınacaktır. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir.

7. İdarî para cezaları on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi, fiilin işlendiği tarihten itibaren başlar. Anlaşılacağı üzere; idari para cezası kesilmesine sebep olan fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıl geçmesi halinde artık idari para cezası kesilmesi de mümkün olmayacaktır. Kesilen idari para cezası açısından böyle bir durumun varlığı tespit edildiği takdirde, bu durum Kuruma itiraz dilekçesinde belirtilecek, kurumun itirazı reddi halinde ise idare mahkemesine dava dilekçesinde mezkur gerekçe ile dava açılacak ve idari para cezasının “on yıllık zamanaşımı süresinin geçmesi” nedeniyle iptali sağlanabilecektir.

8. İdarî para cezaları hakkında, 5510 sayılı Kanun ve 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

SGK İDARİ PARA CEZALARININ KESİLMESİNDE MÜFETTİŞ RAPORLARININ ETKİSİ

SGK tarafından verilen idari para cezalarının itiraz sonucu veya dava yoluyla iptalinde; tebliğde usulsüzlük olduğu, idari para cezasının zamanaşımına uğradığı gibi gerekçelerin çok sınırlı bir çerçevede kabul göreceği aşikardır. Biz burada idari para cezalarının kesilmesinde dayanak kabul edilen Kurum müfettiş tutanaklarının usul ve yasaya aykırı şekilde tutulmasının idari para cezalarının iptalini sağlaması nedeniyle, bu raporlar yönünden yüksek yargıda verilen kararlara yer vererek itiraz ve dava sürecinde bulunacak kişilere yok göstermek istiyoruz:

5510 sayılı Kanunun 59’uncu maddesine göre: “Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin işlemlerin denetimi, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları eliyle yürütülür. Askerî işyerlerine ait sigorta işlemlerinin denetim ve kontrolü, askerî iş müfettişleri tarafından da yapılabilir.

Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. İşverenler ve sigortalılar ile işyeri sahipleri, tasfiye ve iflâs idaresinin memurları, işle ilgili gerçek ve tüzel kişiler, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarına bilgi verilmek üzere çağrıldıkları zaman gelmek, gerekli olan defter, belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek, görevlerini yapmak için her türlü kolaylığı sağlamak ve bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları görevlerini yaparken, tüm kamu görevlileri gerekli kolaylığı gösterir ve yardımcı olurlar…”

—Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 13.6.2019 tarihli 2018/3505 Esas 2019/4298 Karar sayılı kararında özetle: “…Dosya içeriğinden; 30/06/2015 tarihli Kurum müfettiş raporuna esas alınan ve kurum denetmeni tarafından beyanı alınan davalı … ‘nin; davacının ev işyerinde eşi ve çocuğu … ile birlikte çalıştıklarını belirttiği ve banka kayıtlarından her ay düzenli olarak davalı …’ye davacı tarafından ücret yatırıldığı, tanık dinlenildiği, başkaca yazılı bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmaktadır. 506 Sayılı Kanun’un 130 ve 5510 Sayılı Kanun’un 59.maddelerine göre müfettiş tutanakları aksi kanıtlanana kadar geçerlidir. Aksinin ancak aynı nitelikte belgelerle ispatlanması gerekir. Davalı …’nin kurum memurlarına verdiği beyan ve hesabına yatan para dikkate alındığında, aksinin tanık beyanları ile ispatlanması mümkün değildir. Yapılacak iş, müfettiş tutanakları aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli belge niteliğinde olup, bu delilin aksini kanıtlayacak delil olmadığından, davanın reddine karar vermekten ibarettir.  …” ifadelerine yer verilerek, müfettiş tutanaklarının aksinin ancak (tutanağın oluşmasında esas alınan delillerle) aynı nitelikte (veya daha güçlü nitelikteki) belgelerle ispatının mümkün olduğu vurgulanmıştır.

—Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 23.10.2018 tarihli 2016/3564 Esas 2018/8381 Karar sayılı kararında özetle: “…5510 Sayılı Kanun’un 59. Maddesine göre, sigorta müfettişlerince görevleri sırasında saptanan Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Bu maddenin uygulamasında teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine sahip olanlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar muteberdir. Genel ilke bu olmakla birlikte, yasal karinenin aksi kanıtlanabileceği gibi, Kurumun prim alacağının esasını teşkil eden müfettiş raporuna yönelik itirazlarda, müfettiş raporundaki saptamaların gerçeğe uygun olup olmadığının mahkemece araştırılması, uyuşmazlıkların sağlıklı çözümü için kayıt ve defterler üzerinde inceleme yapılması, faturaların doğruluğunun ve niteliğinin belirlenmesi, incelemeye konu işin ( sektörün ) özelliklerine göre asgari işçilik oranı ve işçilik miktarının tespiti gerekir. Bu hususların incelenmesi ise özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden; Hukuk Muhakemeleri Yasasının 266. maddesine göre asgari işçiliği teknik usullerle saptamasını bilen bir hukukçu, serbest muhasebeci/mali müşavir bilirkişi ( veya yeminli mali müşavir ) ve asgari işçilik incelemesine konu iş ( sektör ) konusunda bilgi sahibi bir bilirkişi olmak üzere üç kişilik bilirkişi kurulundan açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınmalıdır.  …” ifadelerine yer verilerek, müfettiş tutanaklarının aksinin ortaya konulabileceği, yine bu raporda yer alan hususların gerçeğe uygun olup olmadığının araştırılmasının gerektiği belirtilmiştir.

—Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 6.2.2017 tarihli 2016/3089 Esas 2017/657 Karar sayılı kararında özetle: “…Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümü açısından özellikle belirtilmelidir ki, 5510 Sayılı Kanun’un 59 ve 100. maddeleri uyarınca Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Diğer bir anlatımla, yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Ne var ki, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan “tutanaklar” ile ifade edilen; Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkârına konu olmayan tutanaklardır. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği raporların, sadece memur veya müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları, anılan raporların 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 92/ son maddesiyle 5510 Sayılı Kanun’un 59 ve 100. maddeleri kapsamında aksinin yazılı delille kanıtlanması gereken belgeler olarak kabulleri için yeterli değildir. Buna göre, özellikle, rapor veya ekli tutanaklarda imzası bulunmayanlar yönünden, söz konusu tutanakların aksinin yazılı delille kanıtlanması yükümünden söz etmek mümkün değildir. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları ve iş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ancak belirtilen nitelikteki ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 92/ son maddesinin açık hükmü karşısında zorunludur.  …” ifadelerine yer verilerek, Kanun maddesinde ispat bakımından korumaya sahip olan denetim raporlarının ne şekilde düzenlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiş, bu niteliklere haiz olmayan raporların da bu korumadan yararlanmayacağı ifade edilmiştir.

—Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 22.12.2014 tarihli 2014/20790 Esas 2014/27575 Karar sayılı kararında özetle: “… 5510 Sayılı Kanunun 59. ve 100. maddeleri uyarınca Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları/müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Diğer bir anlatımla; yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Ne var ki, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan “tutanaklar” ile ifade edilen; Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları/müfettişleri tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkarına konu olmayan tutanaklardır. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği raporların, sadece memur veya müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları, anılan raporların 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 92/ son maddesiyle 5510 Sayılı Kanunun 59. ve 100. maddeleri kapsamında aksinin yazılı delille kanıtlanması gereken belgeler olarak kabulleri için yeterli değildir. Buna göre, özellikle, rapor veya ekli tutanaklarda imzası bulunmayanlar yönünden, söz konusu tutanakların aksinin yazılı delille kanıtlanması yükümünden söz etmek mümkün değildir. Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları/müfettişleri ve iş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ancak belirtilen nitelikteki ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 92/ son maddesinin açık hükmü karşısında zorunludur.  …” ifadelerine yer verilerek, Kanun maddesinde ispat bakımından korumaya sahip olan denetim raporlarının ne şekilde düzenlenmesi gerektiği açıkça belirtilmiş, bu niteliklere haiz olmayan raporların da bu korumadan yararlanmayacağı ifade edilmiştir.

—Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 23.2.2015 tarihli 2014/1056 Esas 2015/3311 Karar sayılı kararında özetle: “… Davanın yasal dayanağı 5510 Sayılı Kanunun 59. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Diğer bir anlatımla; yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Ne var ki, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan tutanaklar ile ifade edilen tutanaklar Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkarına konu olmayan tutanaklardır. Öte yandan, 5510 Sayılı Kanunun 92. ( mülga 506 Sayılı Kanunun 6. ) maddesinde ifade edildiği üzere “… sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına dair davaların, kamu düzenine dair olduğu, bu sebeple özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. …” ifadelerine yer verilerek, mezkur davaların önemine dikkat çekilmiş ve sadece taraf beyanını esas alınarak işlem yapılması hususu bozma sebebi de yapılmıştır.