HUKUKA UYGUN TIBBİ MÜDAHALE ŞARTLARINDAN TIBBİ ZORUNLULUK ŞARTI

Hukuka uygun tıbbi müdahalenin dört temel şartı bulunmaktadır. Bunlar tıbbi müdahalenin tıp mesleğini icra yetkisine sahip bir kişi tarafından yapılması, tıbbi müdahalenin aydınlatılmış rızaya dayalı olması, tıbbi müdahalenin yapılması için tıbbi bir zorunluluk yani endikasyonun mevcut olması ve son olarak tıbbi müdahalenin tıbbi kural ve standartlara uygun bir yöntemle yapılmış olmasıdır. Çalışmamızda tıbbi müdahale için tıbbi zorunluluk şartını inceleyeceğiz.

Her türlü tıbbi müdahale kural olarak endikasyona dayanmalı, başka bir deyişle, belirli bir teşhis veya tedavi sürecinin uygulanabilmesi için, hekimin bu tedbirini haklı kılan bir neden bulunmalıdır. Tıbbi gerekçe ya da tıbbi zorunluluk olarak da  ifade edilen bu şart, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun sıralama itibariyle bakıldığında ilk şartıdır. Diğer şartlar, bu şartın varlığından ileri gelir.

‘Endikasyon’ şartı, sadece tıbbi olarak değil, çocukların sünnet edilmesinde olduğu gibi, ‘sosyal endikasyon’  veya estetik ameliyatlarda olduğu gibi ‘psikolojik endikasyon’ olarak da kendini gösterir. Bu hallerde tedavi amacı dolaylı olup, asıl amaç, sosyal  ya da psikolojik bir gerekliliğin karşılanmasıdır. Ancak, tıbbi, sosyal ve  psikolojik endikasyona dayalı, tıbbi kural ve standartlar uygulanarak yapılan özenli bir müdahale hukuka uygundur.

Endikasyon şartı gerçekleşmeden yapılan bir tıbbi müdahale, rıza alınmış olsa bile hukuka aykırı olacaktır. Ayrıca, hekimin haksız fiil ya da sözleşmeye aykırılık sorumluluğuna yol açacağı gibi, duruma göre, hekim, kasten yaralama ya da öldürme suçlamaları ile de karşı karşıya kalabilecektir.

Tıbbi müdahale ve yardım için tıbbi zorunluluk mevzuatımızda yer almıştır. En başta Anayasanın 17/2.maddesinde “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz” hükmü ile tıbbi müdahale ve tıbbi zorunluluğun şart olduğu ifade edilmiştir.

Hasta Hakları Yönetmeliğinin 12. Maddesi “Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağı” başlığını taşımakta olup, “Teşhis, tedavi veya korunma maksadı olmaksızın, ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek veya akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şey yapılamaz ve talep de edilemez.” hükmü getirilmiştir.

Sezaryen konusunda yapılan düzenlemeyle de tıbbi zorunluluk şartı getirilmiştir. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 153. maddesinde eklenen 2. ve 3. maddesine göre “ (2)Gebe veya rahmindeki bebek için tıbbi zorunluluk bulunması halinde doğum, sezaryen ameliyatı ile yaptırılabilir. (3)Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen, doğumu takiben anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamaz” Bu düzenleme ile doğumun sezaryenle yapılabilmesi için tıbbi zorunluğun bulunması şart koşulmuştur. Esasında bu düzenleme olmasaydı da, sezaryenin tıbben normal doğum yöntemi olmaması ve cerrahi bir tıbbi girişim olması dolayısıyla endikasyonsuz olarak başvurulması hukuka aykırılık teşkil etmekteydi. Ancak kanun koyucu anne ve çocuk sağlığı bakımından bu hususun önemini vurgulamak amacıyla özellikle düzenleme yapma gereği duymuştur.

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi madde 13/3’de “ Tabip ve Diş tabibi; teşhis, tedavi veya korunmak gayesi olmaksızın, hastanın arzusuna uyarak veya diğer sebeplerle, aklî veya bedenî mukavemetini azaltacak her hangi bir şey yapamaz.” hükmüne yer verilmiştir. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun madde 2/1’e göre nüfus planlaması amacıyla tıbbi müdahalede bulunulabilir. Buna göre tıbbi müdahale, teşhis, tedavi, hastalık­tan korunmak, hastalığı hafifletmek veya acıyı dindirmek ya da nüfus planlaması amacıyla yapılabilir.

1-) Teşhis

Tedaviye geçmeden önce hekim, hastalığın teşhisini koymak mecburiyetindedir. Hastanın muayenesinden sonra somut olayın özelliklerine göre gerekli araştırmaları yaparak teşhisi koyar. Teşhisin doğru tespiti, uygulanacak tedavi yönteminin başarılı ya da başarısızlığı üzerinde son derece etkili olacaktır.

Hasta üzerinde yapılan incelemeler neticesinde mutlaka belirli bir rahatsızlığın ortaya çıkması zorunluluğu yoktur. Yapılan araştırmalar neticesinde hastalığa rastlanılmamış olması, teşhis niteliğini ortadan kaldırmayacaktır.

Örneğin bazı semptomları gösteren hastadan koronavirüs olup olmadığını teşhis maksadıyla kan yada tükrük örneği alınması veya kendisine ya da ailesine konuyla ilgili sorular sorulması, teşhis amacına yönelik bir tıbbi müdahaledir.

2-) Tedavi

Teşhis aşamasında tespit edilen rahatsızlığın, meydana getirdiği tehlike ve acıların ortadan kaldırılması veya azaltılması sürecine tedavi denilmektedir. Tıbbi müdahalelerde amaç hastanın ve hastalığın tedavisi olup; örneğin, böbrek yetmezliği teşhisi konmuş olan bir hastanın yaşadığı sağlık sorunlarını asgariye indirmek amacıyla uygulanan ilaç tedavisi, diyalize bağlanma, yeni böbrek nakli, psikolojik destek tedavi sürecini oluşturmaktadır.

Hekim hastasına uygulanacak tedavi yöntemini seçmekte özgür olup; bu seçimin tıp bilimi tarafından genel kabul görmüş ve tıp bilimin genel ilke ve kurallarına uygun olması ve etkinliğinin de denenmiş olması gerekmektedir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 13/1 maddesinde  “Tabip ve diş tabibi, ilmî icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez. Tababet prensip ve kaidelerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yasaktır.” hükmü ve 11/2 maddesinde “Klâsik metotların bir hastaya fayda vermeyeceği klinik veya laboratuar muayeneleri neticesinde sabit olduğu takdirde daha önce, mutat tecrübe hayvanları üzerinde kâfi derecede denenmek suretiyle faydalı tesirleri anlaşılmış olan bir tedavi usulünün tatbiki caizdir. Şu kadar ki, bu tedavinin tatbik edilebilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve muvaffakiyet elde edilmemesi halinde ise mutat tedavi usullerinden daha elverişsiz bir netice alınmayacağının muhtemel bulunması şarttır.” ile bu hususlara vurgu yapılmıştır.

3-) Önleme

Önleme ise kişinin, yaşamına, sağlığına ve cismani bütünlüğüne zarar vermeye yönelik muhtemel bazı rahatsızlıkların kişilerden uzak tutulmasıdır. Önleyici muamele neticesinde hastalıkların kötüleşmesi, hastalığın büyümesi ve varlığından şüphe edilen hastalıklara karşı tedbir alınması sağlanır. Koruyucu sağlık hizmeti olarak nitelendirilen önleme amaçlı tıbbi müdahalelere örnek verecek olursak; kişinin kış ayına girmeden önce grip aşısı olmasındaki amaç grip olmasının önlenmesine yöneliktir.

4-) Nüfus Planlaması

2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’a göre nüfus planlaması; kişilerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları demektir (m.2). Yine tıbbi zorunluluklar hariç olmak üzere, çocuk sahibi olmak istemeyen erkek ya da kadına yapılan sterilizasyon müdahalesinde bulunulmasında (m.4) veya aynı amaçla kadının gebeliğinin sona erdirilmesinde (m.6) nüfus planlaması amacı güdülmektedir.

Bu kapsamda, nüfus planlaması amacına yönelik, hukuken öngörülen, oral kontraseptif ilaç verilmesi, gebeliğin sonlandırılması amacıyla kürtaj yapılması, tedavi amacı taşımasa da tıbbi müdahale olarak nitelendirilecektir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1-) Hasan Tahsin Gökcan, Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk, 3. Baskı, 2017

2-)  Hakan Hakeri,Tıp Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2007

3-) Küçüklerin Tıbbi Müdahaleye Rızası, Zeynep Ateş http://sites.khas.edu.tr/tez/ZeynepAtes_izinli.pdf Erişim Tarihi : 28/04/2020

4-) 01.08.1998 Tarih 23420 sayılı Resmi Gazetede Yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği https://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=7.5.4847&sourceXmlSearch=&MevzuatIliski=019.2.1960, No: 10436

5-) 19.2.1960 Tarih 10436 sayılı Resmi Gazetede Yayınlanan Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/2.3.412578.pdf

Bir Cevap Yazın